USTALAR & MARKALAR- I CARTIER... By: ahmet Date: 07 July 2007, 18:06:52
CARTİER... KRALLARIN MÜCEVHERCİSİ, MÜCEVHERCİLERİN KRALI
Zamanında Galler Prensi’nin “Kralların mücevhercisi, mücevhercilerin kralı” olarak adlandırdığı Fransız mücevher klasiği Cartier, yüz elli yılı aşkın bir süredir dekoratif sanatlar tarihinin en güzel sayfalarından birine imzasını atıyor.
Sonsuz hayal gücü, büyük bir tutku ve mistik keşiflerle dolu geçmişe sahip olan Cartier mücevher evinin hikayesi 1847 yılında Paris’te küçük bir mücevher atölyesinde başlar. Yirmi sekiz yaşındaki genç Louis-François (Cartier), kendi desenlerini geliştirip ürettiği mekanında özel müşterilerine hizmet vermektedir. Mesleğindeki ilk ustalık başarısı ise bundan tam sekiz yıl sonra, Kontes Nieuwerkerke adlı soylu bir kadının henüz adı sanı duyulmamış bu mücevher ustasının dükkanına adım atmasıyla gerçekleşir. Kontes’in bir kaç yıl içinde elli parçanın üzerinde mücevher satın almasıyla, saray çevresinin ilgisini çeken Cartier’ye art arda siparişler yağmaya başlar: Medusa başlı kameolar, küpeler ve daha pek çok özel modeller... Bunların arasında belki de en önemlisi, III. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugenie tarafından geleceğin muhteşem mücevhercisine ısmarlanan gümüş bir çay servisidir.
Cartier’nin kaderi
Bir anda büyük bir gelişme gösteren mücevherci, olduğu yeri bırakarak kısa süre içinde, dönemin örneği haline gelecek III. Napolyon stiline sahip Garnier Sarayı’nın birkaç adım ilerisindeki İtalyan Bulvarı’nda şık bir mekana taşınır. Övgüyle anılan Cartier sarayın ayrıcalıklı tüccarlarından biri olarak görülür bundan böyle.
Yine o sıralarda, Louis-François Cartier dönemin Paris’inin yaşam dolu kalbinde büyük modacı Charles Frederick Worth ile tanışır. Paha biçilmez kumaşlar ve değerli taşlar arasında gerçekleşen buluşma, moda ve mücevherin kutsal ittifakını yaratır. Hazırladığı görkemli mücevherlerle birbirinden şık tuvaletlerin son rötuşunu yapan Cartier, önce zanaatkar sonra da şık kesimin vazgeçilmez sanatçısı haline gelir. Kısa sürede Avrupa’nın elitleri Cartier mağazasında boy göstermeye başlar.
Art Nouveau etkileri
Louis-François Cartier 1890’larda hayli ün kazanır. Oğlu Louis-Joseph’in 1898’de kendisine katılması ise şirkette belirgin bir canlılık yaratır. Bu dönemde, Lalique gibi mücevhercilerin etkisi altında Art Nouveau tarzı büyük bir gelişme içindedir. Doğu esintileri yeni Avrupa teknikleriyle bütünleşmektedir. Afiş sanatçısı Mucha, mimar Guimard, cam ustası Gallee bu yeni akımın en iyi temsilcilerindendir. Ancak Louis Cartier tüm Avrupa’yı ve dolayısıyla meslektaşlarını etkisi altına alan bu stilin coşkusunu paylaşmaz; bu çıkış zamanla Cartier’nin gelecekteki yapısına damgasını vuracak ve ona yön sağlayacaktır. Açıkçası Louis Cartier değişik ülkelerin geleneklerine ilgi duyar. Buna göre; XVIII. Yüzyıl Fransız sanat tarihiyle ilgili kitapları büyük bir tutkuyla inceler. Her zaman daha fazlasını keşfetmeye ihtiyaç duyar; ilgisi doğuya dek uzanır ve İslam sanatlarının süslemelerine dek varır. O, Art Nouveau’nun kendi zevkine göre aşırı bulduğu o karmaşık floral stilini yüceltmeyi sağlayacak saf ve sade bir çizgiye ulaşmayı hedefler. O dönemin pırlanta ve elmas montürlerinde gümüş kullanma modasına da uymaz ve bunun yerine platin kullanan ilk mücevherci ünvanını kazanır. Ayrıca, mücevherin hafiflemesi için mıhlama teknikleri üzerinde de önemli çalışmalar yapar. Cartier atölyesinde zarif yuvalar o kadar ince işlenir ki, taşlar hiçbir destek olmaksızın, ayakta duruyormuş duygusunu verirler.
Çılgın yıllar
1900’lerin başında merkez olarak Paris’in en şık semti Rue de la Paix’yi seçen Cartier, babalarına müthiş bir bağlılıkları olan üç erkek kardeş Louis, Jacques ve Pierre tarafından idare edilmektedir. Kraliyet çevrelerinden zengin burjuvalara, film yıldızlarından Hint mihracelerine dek geniş bir kesimin taleplerini yerine getiren Cartier mücevher konusunda vazgeçilmez bir adres olmuştur. Bu yıllarda mücevher evinde ilk soyut ve geometrik Art Deco çizgileri belirir. Aynı zamanda, “tonneau” adı altında ilk bilezik-saat tasarlanır. Belki de o günlerde Cartier kardeşlerin tek rakipleri mesleğinde harikalar yaratan Faberge adlı mücevher ustasıdır. Sanatçı ünlü “Faberge Yumurtaları”nın yanı sıra görkemli ve şık ancak işlevi de olan o dönem Rus Burjuvazisinin hayranlıktan çılgına döndüğü küçük sarkaçlı saatler ya da sigara tablaları gibi kullanışlı objeler de hazırlamaktadır.
Jacqueau tasarımları
1909’a gelindiğinde, Londra ve New York şubelerini açan Cartier’nin başarısı inanılmaz bir yükseliş gösterir. Aynı yıl yetenekli desinatör Charles Jacqueau (1885-1968) ile anlaşma yapılır. Jacqueau’nun desenleri Cartier mücevherlerinin kalitesi ve orijinalliğine damgasını vurur. Zaten Jacqueau’nun bürosu baba Cartier’nin odası ile desen atölyesi arasında yer almakta ve aralarında sürekli fikir alışverişi sağlanmaktadır. İki tasarımcı Rusya, Hindistan, İran gibi ülkelere seyahat eder ve çeşitli araştırmalarda bulunurlar. Dönüşlerinde geometrik motifler ve göze çarpan renklerden oluşan avangard bir tarz oluştururlar. Meraklı ve gözlemci sanatçı Jacqueau, bir çok bitkinin yanı sıra hayvanat bahçelerindeki yırtıcı hayvanların da çizimlerini yapar. Chatelet tiyatrosundaki Şehrazat gösterisi inanılmaz bir şekilde ona esin kaynağı olur. Jacqueau’nun esintilerini bugün dahi Cartier tasarımlarında hissetmek mümkündür. Altın tonları, maviler, yan yana gelen soğuk renkler ve ilginç dekorların cazibesinden derinlemesine etkilenen Charles Jacqueau, özgün çizimleriyle modern mücevherciliğe taze bir soluk getirir: Ametistler, zümrütler, safirler, Japon ve Çin pandantifleri o güne dek Cartier olarak adlandırılan pastel tonlardaki Marie-Antoinette stilini altüst eder. Cartier cesareti bir kez daha kendini göstermiş ve döneme damgasını vurmuştur. Jacqueau’nun çalışmasında “tavuskuşu” denilen mavi-yeşil kombinasyonu dahilere özgü coşkulu cesareti açığa çıkarmıştır. Bu görülmemiş renklerin buluşması, Cartier’nin sürekli müşterisini elden kaçırabileceği kuşkusu kadar ona yepyeni bir tutku aşılaması ihtimalini de beraberinde getirir. Yetenek avcısı Kontes Astor işte bu “tavuskuşu” serisine ait kraliyet tacını satın alan ilk müşteri olur. Ancak mücevher sanatı yeni sanatsal çıkışlar, yeni teknik imkanlar keşfetmekle asla son bulmaz. Bunun üzerine, sanatçı daha esnek kalıplar elde etmek fikrinden yola çıkarak, saç aksesuarlarından ilham almaya başlar. Zaten burjuvaziyle de çoktan beri iç içe olan Cartier, böylece Sarah Bernhardt gibi gösteri dünyasının ünlüleriyle de tanışır ve onlara değerli mücevherler hazırlar.
Esin kaynağı Mısır kültürü
1910 Hope elmasının Cartier tarafından satışa sunulduğu yıldır. İlk baget kesim elmasın ve “Cometes” adı verilen sarkaçlı saat serisinin yaratılışı da yine bu tarihe rastlar. Birkaç yıl içinde ise, özel bir saat için tasarlanan pırlanta pave ve oniks ilk “panter” motifi ortaya çıkar. Geleceğin İngiltere Kralı Galler Prensi 1921’de, Cartier için şu ölümsüz sözleri söyler: “ Cartier kralların mücevhercisi, mücevhercilerin kralıdır.”
Bu dönemde, Mısır sanatı Batılı tüm sanatçıları olduğu gibi Cartier tasarımlarını da etkisi altına alır. Zaten, Louis Cartier uzun zamandır eski Mısır parçaları biriktirmekte ve desinatörlerine bu sanattan yararlanmalarını öğütlemektedir. Sfenks motifli broşlar, renkli bilezikler, lotus çiçekli dekoratif eşyalar, kıymetli taşlardan yontulmuş küçük heykelcikler olağanüstü güzellikteki eski Mısır kültürünün izlerini üzerlerinde taşımaktadırlar. Bundan başka, 1924 yılında üç renk altından tasarlanan modern çizgilere sahip üç halkalı bilezik ve yüzük tüm zamanları etkileyecek bir tasarım ürünü olarak değerlendirilecektir.
Toussaint ve duyarlı tasarımlar
1929 tarihli büyük ekonomik krizi takiben, Louis Cartier nüfuzlu bir müttefik kazanır: Jeanne Toussaint. Coco Chanel’in yakın arkadaşı Toussaint “panter” motifine hakkını verecek ve yirmi yıl boyunca Cartier mücevher evinin kreasyonlarını yönlendirecektir. Hiç çizim yapmadığı halde yeteneği ve derin duyarlılığı Prenses Bibesco’nun ilgisini çekecek ve bir gün ona şöyle bir komplimanda bulunacaktır: “Siz elmasların güzel kokmalarını sağlıyorsunuz.”
Art Deco dünyasının içine balıklama dalan Toussaint, panter’i fetiş hayvan imajına dönüştürür. Sürekli yeniliklerin peşinde koşar. Onun idaresi altındaki teknik servis, tasarımlarda sertlikle kullanımda esnekliği buluşturur ve yeni buluşlar ortaya koyar. İç giyim unsurlarından ilham alarak fermuarlar, klipsler, bölünebilir ve birleşebilir broşların keşfedilmesine ön ayak olur. Ardından Cartier’nin modern aksesuar bölümünü kurar. Bu tarihten itibaren, ünlü mücevher evinde İngilizce “silver”ın baş harfinden esinlenerek yaratılan “S” markası altında çakmak, cep saati ve kemer gibi lüks ve kullanışlı objeler tasarlanır.
Değişim rüzgarları
1942’de Louis ve Jacques Cartier aynı yıl içinde hayatını kaybeder. Paris’teki mağazanın başına Pierre Cartier geçer. 1948’de Windsor Düşesi “panter” broş siparişinde bulunur. 1954 yılında, Jeanne Toussaint 20’li yıllarda hayli gözde olan “chimere” stilini (Başı ve göğsü aslan, karnı keçi, kuyruğu ejderha olan ve ağzından alevler püsküren masal canavarı) yeniden yorumlar ve bu canavar figürünü sıcak ve evcil bir hayvana dönüştürür.
1964’de, Pierre Cartier hayatını kaybeder. Ünlü marka, 1972’de Paris başkanlığını Robert Hocq’un yürüttüğü bir grup yatırımcı tarafından satın alınır. Ertesi yıl, “Must de Cartier”nin genel müdürü Alain Dominique Perrin ile Robert Hocq işbirliğinde “Les Must de Cartier” (Cartier’nin vazgeçilmezleri) konsepti lanse edilir. 70’lerin sonunda Robert Hocq bir trafik kazasında ölünce Joseph Kanoui tüm Cartier’nin başına geçer. 1980’de Micheline Kanoui mücevher bölümünün yöneticisi olur.
Cartier koleksiyonları
Sanata olan çağdaş yaklaşımı, Alain Dominique Perrin’i 1984 yılında Cartier’nin genel müdürlüğüne yükseltmiş ve o da çok geçmeden çağdaş sanatla ilgili Cartier Vakfı’nı kurmuştur. Sanatın desteklenmesi adına önemli bir girişime imza atan Cartier, böylece yalnızca Fransız sanatçılara değil dünyanın her yerinden sanatçılara eserlerini sergilemede ve tanıtımlarını yapma yolunda imkan sunmaya başlamıştır.
Günümüzde Paris, Londra ve New York atölyelerinde üretilen Cartier şaheserleri, vakfın fonları ve yönetim kurulu başkanı Franco Cologni öncülüğünde British Museum ve Metropolitan Museum gibi dünyaca ünlü mekanlarda sergilenmektedir. Mücevherlerin yanı sıra alçı mücevher kalıpları, sipariş defterleri ve desenlerle de zenginleştirilen bu özgün sergiler mücevher meraklıları, tasarımcılar ve sanat tarihçilerinin gözlerini kamaştıracak niteliktedir. Dönemin zenginliğini yansıtan ve zamansız olarak nitelendirilen bu görkemli Cartier tasarımlarının her biri gerçek birer sanat eseridir. Ayrıca her dört yılda bir, Cartier özel koleksiyonlarının yöneticisi Eric Nussbaum önderliğinde yüz parçanın üzerinde temalı bir Cartier koleksiyonu hazırlanmaktadır; altın ve değerli taşların gücü, semboller, Mısır’ın engin kültürü ve Hindistan’ın mistik yapısından ilham alınarak oluşturulan bu paha biçilmez koleksiyonlar, mücevher tasarımını etkileyen eski dönemlere ışık tutması açısından son derece önemlidir.
Muhteşem taçlar, gerdanlıklar, broşlar ve eşsiz objelerle dolu sonsuz keşif yolculuğunun sonunda, Fransız klasiği efsanevi Cartier’nin mücevher sanatıyla sanat tarihinin bütünleşmesini en güzel şekilde ifade ettiğine tanık oluyoruz.
Bugünün Cartier imajında ise, aristokrasi olmaksızın da ayakları üzerinde durmayı başarabilmiş prestijli bir marka gücü var. Geçen yüzyılın ortalarından itibaren modern Cartier tasarımlarını artık yalnızca kraliyet ya da jet sosyete mensupları değil, satın alım gücü olan ve marka değerine önem veren sıradan insanlar da satın alabiliyor. Ancak değişmeyen tek bir şey var, sanırız bu da Cartier’nin ödünsüz kalite ve özgünlük anlayışı...
Yazi: Ayşen Gürdrama
Kaynak:
www.secondtimeround.com/www.cartier.comwww.worldtempus.com