mısırda bulunan duvar resimleri By: asanusta Date: 06 December 2006, 23:57:19
mısırda bulunan duvar resimleri
[sakla]

Geçtiğimiz yıllarda bir televizyon belgeselinin çekimi nedeniyle gittiğim Mısır'da, insanoğlunun bilinen tarihinde derin çatlaklar açan ilginç olaylardan birine tanıklık ettim. Orta Mısır'ın antik kentlerinden Abidos'daki görkemli bir tapınağın duvarları, görenleri hayrete düşüren yaklaşık dört bin yıllık bir rölyefe ev sahipliği yapıyordu. Sözkonusu rölyefi bu denli inanılmaz kılan ise, üzerinde bulunan "helikopter", "denizaltı", "jet uçağı" ve "uçandaire" figürleriydi.
Mısır piramitlerini kimler inşa etti? Bu devasa yapılar o günkü ilkel teknolojiyle nasıl yapıldı? Eski Mısırlılar gerçekte hangi ırka mensuptu? Ölü mumyalama sanatını kimlerden öğrendiler?
Aralarında Erich Von Daniken, Robert Bouval ve Graham Hancock gibi ünlü isimlerin de bulunduğu geniş bir araştırmacı kitlesi tarafından uzun yıllardan bu yana spekülatif kitaplara konu edilen antik Mısır kültürü, fantazi yönü ağır basan bu gibi yaklaşımları adeta desteklercesine her geçen gün eteklerinden yeni yeni gizemler dökmeyi sürdürüyor.
Kahire yakınlarındaki Giza kompleksi içinde yer alan üç büyük piramite ilişkin olarak bugüne kadar çok şey yazıldı ve söylendi. İnsanlık tarihinin bu en görkemli eserleri, son iki yüz yıl içinde bilim adamlarınca öylesine çok incelendi, her köşesi öylesine didik didik edildi ki artık bu anıtlar üzerine söylenecek hemen hemen hiç bir söz kalmadı gibi. Bu yapılar için günümüzde akıl ve mantığın kabul edebildiği bir "inşaat seceresi" çıkartılmış durumda. Bu sayede de gizem araştırmacılarının büyük bir bölümü artık onları "uzaydan gelen yüksek teknoloji sahibi konuklara" maletmekten vazgeçtiler. Ancak, Mısır'ın derinliklerinde nedenini ve nasılını günümüzde bile hala tam olarak açıklayamadığımız daha bir sürü gizemli kalıntı mevcut.
İşte, ben de bundan bir kaç yıl önce bir belgesel film çekimi nedeniyle ziyaret etme fırsatı bulduğum Mısır topraklarında benzer türden bir gizeme tanıklık ettim. Ekip arkadaşlarımla birlikte tedbirli davranıp film kamerası ve fotoğraf makinelerimizle belgelemeyi başardığımız bu olay, o gün bugündür belleğimin bir köşesinde kocaman bir soru işareti şeklinde cevabını bekliyor.
"Helikopteri mi görmek istiyorsunuz?"
Başkent Kahire'den yaklaşık bin beşyüz kilometre güneyde, Nil nehri kıyısındaki bir antik kent olan Abidos, aynı adla anılan gösterişli bir tapınağa da ev sahipliği yapıyor. Bu tapınağa yaptığımız ziyaret kesinlikle raslantısal değildi. Henüz Kahire'deyken kulağımıza Abidos'un gizemli duvar resimlerine ilişkin bazı özel bilgiler fısıldayan Mısırlı bir dost, bizi bu tapınağı mutlaka ziyaret etmemiz, özellikle de "belli bir bölümünü alıcı gözüyle incelememiz" yönünde sıkı sıkıya uyarmıştı.
Başkentten Orta Mısır'ın turistik kenti Luksor'a geldikten sonra, bulabildiğimiz çeşitli aktarma araçlarıyla daha gözden ırak bir bölgede kurulu bulunan Abidos tapınağına ulaştık.
Abidos tapınağında, anıtın resmi görevlilerine buradaki "sıradışı rölyef"in yerini sorduğumuzda aldığımız ilk yanıt, "Burada sizin söylediğiniz gibi birşey yok" şeklinde oldu. "Resmi bilimsel tez"i temsil eden Mısırlı arkeologlar, ısrarcı tutumumuza karşın konuşmamakta bir hayli kararlıydılar. Zaten kısa bir süre sonra da bizimle sohbeti keserek kulübelerine geri döndüler.
Tam bu esnada imdadımıza, anıtın çevre güvenliğinden sorumlu olan ve ziyaretçi turistlerden aldığı harçlıklarla hayatını sürdüren yaşlı bir Mısırlı bedevi yetişti. Derdimizi bu kez de ona anlattığımızda, "Oh, I know the helicopter, I know the helicopter" ("Helikopteri biliyorum") diye söylenerek bizi tapınağın girişindeki büyük bir sütunun yanına doğru sürükledi. Parmağını heyecan içinde yukarılarda bir noktaya çeviren yaşlı adam "İşte" diye bağırdı, "Aradığınız şey orada!"
Gösterdiği yere doğru baktık. En az 5-6 metre yükseklikteki bu heybetli sütunun tam tepe noktasını işaret etmekteydi; ancak gösterdiği rölyef gözlerimizin ayrıntıları seçemeyeceği kadar yukarıda kalıyordu. Bedeviye oraya nasıl çıkacağımızı sorduk.
Sonuçta, fazladan verilen bir miktar bahşiş ile bu amacımıza da ulaşacaktık. Alelacele bulup getirilen portatif bir merdiven ile mihmandarımızın gösterdiği rölyefin yakınına tırmandığımızda, Abidos'a ulaşana kadar çektiğimiz onca sıkıntıya kesinlikle değecek bir görüntüyle karşılaştık. Binlerce yıldır derin bir sessizliğe gömülmüş olarak ziyaretçilerini bekleyen bu inanılmaz duvar resmi, şimdi bütün şok ediciliğiyle karşımızdaydı.
Şaşkınlık içinde filmini ve fotoğraflarını çektiğimiz panelin sol üst kısmında, çağdaş örneklerine şaşılacak kadar benzeyen bir "helikopter", hemen yanında yine gerçeğine son derece uygun bir "denizaltı", onun altında "uçandaire" benzeri bir cisim, en altta da tipik bir jet uçağı piktogramı yer alıyordı. Ve bu simgeler, geleneksel hiyeroglif alfabesinin birer harfi değildi. (Yazının giriş fotoğrafını inceleyiniz.)
Elektronik tüpler mi, çiçek mi?

Abidos'ta karşılaştığımız gizemli duvar resimlerinin bir benzeri de, buradan bir kaç yüz kilometre uzaklıktaki Dandera kentinde, Hathor Tapınağı'nda bulunuyordu. Hathor'daki çekim çalışmalarımız sırasında, tapınağın zemin seviyesinin üç metre kadar altında bulunan, duvarları çeşitli kabartmalarla kaplı uzun bir tünelin son derece şaşırtıcı bir resim grubuyla sonlandığına tanık olduk.
Özel izinle girdiğimiz bu boğucu ve zifiri karanlık dehlizde bir süre ilerledikten sonra, karşımıza ilginç bir "elektronik aygıt ve onu kullanan teknisyenleri" betimleyen karşılıklı iki duvar rölyefi çıktı. Büyük birer katot tüpüne benzeyen bu aygıtların içlerine işlenmiş birer yılan figürü hemen hikkatimizi çekti., Yılanlar tüplerin içindeki ışıltıyı ya da flaman telleri simgelediği gibi, bu aygıtların içinde işleme tabi tutulan birer "deney hayvanı" da olabilirlerdi. Her iki tüp figürünün arka kısmından çıkıp başka bir kutuya bağlanan uzun ve kalın kablolar ise şaşkınlığımızı daha da artırdı. Bu arada, rölyeflerin meçhul sanatçısı, tüplerin yanıbaşına onları kullanan (ya da denetleyen) bir kaç teknisyen çizmeyi de ihmal etmemişti.
Bu gizemli cisimlere, Hathor tapınağının bir başka bölümünde daha rastladık. Tapınağın gözlerden ırak bir salonunda, bu kez yerden en az 8 metre yükseklikte bulunuyordu aradığımız resimler. Üstelik, yer altındaki kabartmalara göre şekil olarak çok daha belirgindiler, ayrıca tümü toprak boyalarla renklendirilmişti.
Uzunca bir süre yanında kalıp bir çok fotoğrafını çektiğimiz bu tüplerle ilgili olarak Dandera'nın resmi arkeoloğuna fikrini sorduğumuzda, yorumu da tam beklediğimiz gibi oldu: "Ha onlar mı, onlar yalnızca birer çiçek!"
Yaklaşım böyle olunca, biz de "içlerinde birer yılan bulunan, herbiri neredeyse insan boyundaki bu dev çiçekleri" (!) daha fazla sorgulamadan oradan ayrıldık.
Gelecekten birer mesaj mı ?
Antik Mısır'a ilişkin araştırmalar yapan Batılı yazarlardan bir kısmı, sözgelimi İsveçli mühendis Henry Kjellson, bu gibi resimlerde betimlenen çağdaş teknolojinin gerçekte o dönemde iyi bilindiğini ileri sürüyor. Ancak bu, kanıtlanması da, inanması da son derece güç bir iddia. Buna karşılık, daha kalabalık bir araştırmacı grubuna göre ise, maji sanatlarında (astroloji ve büyücülükte) çok ileri bir noktaya ulaşmış olan Mısırlı kahinler, gelecekten bazı vizyonlar görebilmekteydi. Her ne kadar yaptıkları ruhsal seanslarda telepatik olarak izledikleri bu araç-gereçlerin mahiyetini hiç anlayamadıysalar da, gelecekten bilinçlerine "durugörü" ile yansıyan bu imajların bazılarını tapınak duvarlarına kazımayı başardılar. Bu ikinci iddia ise "M.Ö 2000'lerde Mısır'da helikopter kullanıldığını" kabul etmekten çok daha yenilir yutulur gibi.
Ancak, gerçek cevap her ne olursa olsun, elçiye zeval olmaz. Bu resimler kesinlikle birer bilgisayar hilesi değil. Bizzat sizin için gittik, gördük ve görüntüledik. Yolunuz Orta Mısır'ın bu iki antik kentine düşerse, bir de kendi gözlerinizle incelemenizi öneririz.
Bakalım, keşfedildikleri 1990'ların başlarından beri kalabalık bir araştırmacı grubuna kafayı yedirten "antik helikopter"e acaba sizin yorumunuz ne olacak?
Tümülüslerin hepsi mezar odası
Trak tarihinde önemli bir yeri olan Vize çevresine dağılmış çok sayıdaki arkeolojik eser arasında özellikle, Vize ovasına yayılmış çok sayıdaki tümülüs dikkat çekicidir. Bunların bir kısmı 1936-39 yılları arasında Atatürk tarafından bizzat Trakya'nın tarihini araştırmak için görevlendirilen Ord.Prof.Dr Arif Müfit Mansel tarafından incelenmiş ve bir kısmı da çeşitli şekillerde soyulmuş ve bilimsel hiçbir şey bırakmadan tahrip olmuştur. Vize sınırları içinde ovadakilerden başka yerlerde de Tümülüsler mevcuttur. Bütün bu tümülüsler içinde bilimsel araştırmayı bekleyenler de doğal olarak vardır. Tümülüslerin hepsi mezar odası vermediği gibi bir kısmı yakma izleri ve at kemikleri göstermektedir. At mezarı olarak nitelenen bu tümülüsler, Traklar'ın Orfik dinleriyle ilgili tören ve kurban yerlerinin uzantılarıdır.

Kutsal bir sunu olan at, saflanma ritueli olan yakma ayinleriyle birlikte evrenin güçlerine destek vermek ve yeniden doğuşa hizmet etmek için ayinlerde önemli bir yer tutuyordu. Zaten tümülüslerin kendileri de Orfik törenlerin ve inanışların bir parçası olarak, Chtonik dünya görüşünün yer yüzündeki sembolüydü. Bu noktada Vize'nin kuzeyindeki vadi içindeki (asmakayalar) Bizans devrinde kullanılan mağara kiliselerin de kökenini Traklardan alması, Orfik mezar gelenekleri ve ayinlerle ilişkili olması muhtemeldir. Bunlar dışında Trakya'nın değişik yerlerinde rastlanan megalitik anıtlar da bu orfik ayinlerle ilgili olup, yüksek yerleri seven Trak din adamlarının ayin yaptığı insan ve hayvan kurbanları verdiği sunaklar olarak dikkat çekmektedir.Vize Karakoçak'ta, Soğucak'ta ve Kıyıköy'de bu tip anıtlar vardır. Bu megalitik anıtlarla birlikte mağaralar Orfik dinin en önemli öğeleri arasında yer almaktadır. Kurbanların genellikle at ve kadınlar olduğu bilinirken, erkeklerin de kurban edildiği anlaşılmaktadır(Heredot). Boş mezarlar olarak görülen Senotaf gömüler bu kurban ritleriyle ilgili olup, Orfik Zagreus kültünün uzantısıdır. Ve son olarak da ateş ve yakma Trakların Orfik düşüncesi için temel olup, önemli bir saflanma aracıdır. Vize'de yaşayan Trakların bu dini izleri içinde özellikle Çömlektepe ve Karakoçak (Thamata) Trak kült merkezleri olarak ele alınıp incelenmesi gereken yerlerdir.
Vize Tümülüslerinde Yapılan Araştırmalar :
Ergene Nehri'nin kuzeyinde, Istranca (Yıldız) Dağları'nın kuzey etekleri boyunca uzanan, geniş bir bölgeyi kaplayan Vize Ovası, gerek su potansiyelinin yüksek oluşu, gerekse diğer doğal kaynakların zenginliği bakımından Doğu Trakya'nın diğer kısımlarından daha fazla öneme sahiptir. Bu öneme karşılık, yakın zamanlara kadar bölgede yapılan arkeolojik araştırmalar son derece sınırlı olmuştur. Vize ovası'nın tarih öncesi döneme ait buluntularının bilimsel olarak tetkiki, 1982 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri'nden Prof.Dr. M.Özdoğan tarafından, bu bölgeyi de içine alan Trakya ve Doğu Marmara’ya yüzey araştırmaları sırasında yapılmıştır. Bu tarihten önce Ordinaryüs Prof.Dr. Arif Müfit Mansel, 1936-39 yılları arasında ovada bir dizi tümülüs kazmış ve Vize'deki esas Trak merkezini oluşturan Çömlektepe Höyüğü'nde bir sondaj açmıştır.
1962 yılında F. Dirimtekin, Vize ve çevresinde araştırmalar yapmış, Vize yakınlarında Karaköçek mevkiindeki bir kaya yükseltisini bir Trak kaya sunağı olarak tanımlamıştır. 1982 yılında M.Özdoğan tarafından, Sergen'de Mali Petra olarak bilinen anıtlar bulunmuştur. Daha sonra Engin Beksaç ve Kırklareli Müzesi görevlileri tarafından yapılan bilimsel çalışma ile Soğucak Köyü'nde Gemikaya olarak bilinen kaya yükseltisi bir Trak kaya sunağı olarak tespit edilmiştir. Yine Engin Beksaç ve Zülküf Yılmaz tarafından Çakıllı'daki bir tümülüste kurtarma kazısı yapılmıştır.
İstanbul Üniversitesi Prehistorya Ana Bilim Dalı tarafından, Vize ve yakın çevresinde M.Ö. 1. bin yılından daha eski yerleşimlerin olup olmadığına yönelik araştırmalarda, Vize Ovasının kültür silsilesini veren birçok tarih öncesi yerleşmesi bulunmuştur. Özdoğan'a göre Vize Ovası'ndaki yerleşimlerden ele geçen çanak çömlek, Balkan kültürleri ile yakından ilişkilidir. Vize Tarihi ilk aydınlık Devri Doğu Trakya dönemine rastlar. Yapılan arkeolojik kazılar da bunu doğrulamaktadır. 1398 Hafriyatında açılan höyükler ve içlerinden çıkan eserler Traklar’a aittir.

A TÜMÜLÜSÜ :
Trakya tümülüsleri arasında Vize A mezarının keşfi çok önemli yer tutar. Sistemli bir şekilde araştırılmış olması, tarihlenmesi ve değerlendirilmesi açısından Vize A tümülüsü Trakya tümülüsleri arasında bir dayanak noktası teşkil etmektedir. Bu tümülüs m.s. 45 yılında öldürülen Trakya Kralı Rhoimetalkes III'ün mezarıdır. Dolayısıyla Vize bu tümülüsün gösterdiği gibi Dacia haricinde Trakların son başkentidir.
M.S. 6 ve 7 yıllarında Rhoimetalkes I ve Rhaskuporis vassal Trakya Krallarıdır. Rhoimelkes I ölünce oğlu Kotys'e zengin güney Trakya verilir. Kendisine daha fakir Kuzey Trakya kalan Rhaskuporis Kotys'i aldatarak ele geçirir. Roma Kotys'i serbest bırakması için Rhaskuporis'i uyarır. Ama o buna uymaz ve Kotys'i öldürür. Bunun üzerine İskenderiye'ye sürgün edilir ve orada ölür. Rhaskuporis'in topraklarının yönetimi oğlu Rhoimetalkes II'ye kalır. Kotys'in topraklarının yönetimi ise henüz reşit olmayan çocukları Rhoimetalkes III, Kotys II ve Polemo'ya kalır. Bunların başına da vasi olarak Trebellienus Rufus atanır. Kotys'in oğlu Rhoimetalkes III'ün 37 ve 38 yıllarında Trakya Kralı olduğu anlaşılmaktadır. Rhoimetalkes III M.S. 45 yılında karısı tarafından öldürülmüştür. Böylece Roma hakimiyeti altındaki Güney Trakya Devleti son bulmuş, İmparator Claudius zamanında, 46 yılında Trakya artık bir Roma eyaleti olmuştur. Bu eyaletin başkenti yine Vize'dir.
Vize A Tümülüsü Türkiye Trakya'sındaki en önemli Trak kalıntısıdır. 9,50 metre yüksekliğinde ve 50 metre çapındadır. Doğu-batı yönünde bir mezar odasına sahiptir. Mezarın Planı; 4,62 m. uzunluk, 3,12 m. genişlikteki dörtgen mezar odasının duvarları, yatay sıralar halinde yerleştirilmiş yerli kalker taşından harçsız olarak inşa edilmiş ve üzeri 1,18 m. yükseklikten sonra tonozla örtülmüştür. Odanın yüksekliği 2,74 m.dir. Odanın tabanı dörtköşe kalın tuğlalarla kaplanmıştır. Duvarların üzerinde fresk süslemeye sahiptir. Aşağıda su mermerinin benzeri kaide bezemenin üzerinde kırmızı, sarı, siyah çerçeve içine alınmış beyaz yüzeyler halinde panolar bulunmakta, üstte bitkisel ve geometrik motiflerden meydana gelmiş bir friz ile sınırlanmaktadır. Tonozda ise mavi üzerine beyaz yıldızlarla gökyüzü tasvir edilmiştir. Mezar odası doğu kısa yanda, yekpare bir taş levha ile kapatılmış bir kapı açıklığına sahiptir.
Lahit; Mezar odasının güneydoğu köşesinde yerleştirilmiştir. balıksırtı biçiminde eğimli bir kapağa sahiptir. Lahdin esas uzun cephesi beyaz yüzey üzerinde ortada sarı ve mavi çerçeveli ve kahverengi kafesli bir yapı, bunun iki yanında siyah rozetlerle süslenmiş kahverengi ve kırmızı renkte girlandlar bulunan boyalı bezemeye sahiptir. Lahit kırmızı kapağı ile bir ev cephesini tasvir eder.
Tümülüste bulunan eserler:
Altın: çelenk, levha aplik, 2 adet yüzük
Gümüş : 1 maşrapa, 1 simpulum (kepçe), 1 kalathos (kupa), 4 kantharos (kadeh)
Bronz : 1 lenger (çift kulplu kap), 1 tencere, 1 maşrapa, 1 patera (tava), 1 onikhoe (ibrik), 1 yağ ibriği, 1 çift kulplu vazo, 2 tek kulplu testi, 2 kandil, 2 kandelabrum (kandillik), 1 fener, 1 miğfer, 1 zırh gömlek, tahta kutu bronz kısımları
Demir :1 kılıç, 2 mızrak ucu
Cam : 3 sürahi, (28 cm uzunluğunda uzun boyunlu, armut biçimli, tek kulplu, mavimsi saydam camdan ve üzerinde beyaz çizgiler.) , tabaklar (ince sarı camdan, kenarları dik ve yüksek), Yukarı doğru genişleyen kaplar, taban ayaklı derin kaseler, ağıza doğru darlaşan derin kadehler (O devirde çok değerli olan bu cam eşyaların tahta kutular içinde saklandığı anlaşılmaktadır.)
Keramik : 3 testi, iki kulplu amphora, 2 yuvarlak gövdeli uzun boyunlu balsamaria.
Deri : Altın çelenk yapraklarının bağlandığı şeridin deriden olduğu anlaşılmıştır.
Kumaş : Lahdin üzerinde bütün eserlerin üzerini örten, kırmızımtırak toz haline gelmiş kumaşa ait izler görülmüştür.
Vize A Tümülüsü önemine uygun olarak son derece iyi bir incelemeden sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde mezar odasının rekonstrüksionu yapılmıştır. Mezara ait buluntular halen burada sergilenmektedir. Aşağıda resimlerini görebilirsiniz. Ayrıca mezara ait metal buluntuların resimlerini de görebilirsiniz. Lütfen bu resimlere bakarken definecilerin Vizelilerden, Vize'den, Türkiye'den çaldıkları eserlerin ne kadar büyük kayıplar olduğunu düşünün
. İstanbul Arkeoloji Müzesi; Rhoimetakes III'ün mezar rekonstrüksionu[/sakla]
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: asanusta Date: 06 December 2006, 23:57:39
Vize A Tülümüsünde bulunan bazı eserler:
[sakla]Rhoimetalkes III'ün miğferi
Bronzdan yapılmış olup alınlık kısmında gümüş kaplamadan izler kalmıştır. Maske ve başlık olarak alnın üstünde menteşe ile bağlanan iki kısımdan meydana gelmiştir. Genç bir erkeğin portresini yansıtır. Gözler, burun delikleri ve ağız açıklığı oyulmuştur. Başlığın üzerini küçük tutamlar halinde kıvrılan saç demetleri kaplar ve meşe yaprakları ile arasındaki palamutlardan meydana gelen bir çelenk arkada bir fiyonk ile bağlanır. Başlığın arkasında dışarıya doğru açılan, üzeri akant yaprakları ve çiçeklerle bezenmiş enselik bulunmaktadır. Alınlığın üzerinde mitolojik bir olay, Odysseus'un gemisini parçalayan Skylla tasviri, yüzlük kısmına rastlayan yanaklıklar üzerinde ise tropaion taşıyan Nike tasvirleri vardır. Bu miğfer törenlerde kullanılmakla beraber Traklar'ın mezar inanışlar ile de bağlantısı vardır. Uzmanlar Philippopolis ve Emesa'da bulunmuş iki miğferi Vize miğferi ile benzerliklerinden dolayı aynı guruba bağlarlar. Bir görüşe göre bunlar Antiocheia atelyelerinden birinde, belki de aynı usta tarafından yapılmıştır. Arif Müfit Mansel, miğferi inceledikten sonra miğferdeki meşe çelengi (corona civica) ve tropaion taşıyan Nike'ler dolayısıyla bu miğferin sahibinin savaşlara katılmış ve başarı kazanmış biri olduğunu işaret etmiştir. Corona civica Romalı bir vatandaşın hayatını kurtarmış bir Romalıya, birtakım imtiyazlarla birlikte verilen bir askeri nişane idi.
Rhoimetalkes'in zırh gömleği
Lahdin başucunda ve içinde, güney köşesine doğru katlanarak konmuştur. Çok küçük halkalardan örülmüş zincir doku, üzerine bağlanmış pullar ve keten kumaştan biçilmiş iç gömlek olmak üzere üç esas kısımdan meydana gelmiştir. Halkalar ortalama 3 mm. çapındadır. Pulların ortalama genişliği 0,6cm. uzunluğu ise 1.2 cmdir. Levhalar üstte içe doğru bükülüp dört küçük delikten halkalara geçirilmiştir. Pullar hareketlidir. Bronz levhacıkların yanında gümüş ve demir pullar da vardır. Bunların belli sayılarda yanyana dizilmesi ile etekte ve omuzlarda bezeyici baklava motifi elde edilmiştir. Bej renkteki keten gömlek günümüze gayet iyi durumda gelmiş olup içine kaplandığı zırhın bçimine uygun kesilmiş ve kenarlar boyunca halkalarla dikilmiştir. Kumaşın kenar dokusu ince bir şerit halinde sık dokunmuş olup parçalar teyel ile dikilmiştir. Vize zırhı oarak bilinen bu zırh antik çağın bize kalan buluntuları içinde büyük önem verilmesi gereken bir eserdir. Bu zırhın bir eşi Augsburg'da bulunmuş ve bügün "Römisches Museum Augsburg" da sergilenmektedir. Vize ve Augsburg zırhlarının aynı atelyede ve hatta aynı usta tarafından yapıldığını gösteren bazı ipuçları vardır.
Aydınlatma araçları
Vize A mezarında aydınlatma aracı olarak iki kandelabrum, iki kandil ve bir fener bulunmuştur. Kandelabrumlardan biri lahdin başucunda bulunmuştur ve bir parçası eksil olan kandelabrumun yunus başı saplı kandili taşıdığı anlaşılmıştır. Diğer kandelabrum lahdin ayakucundadır ve üzerinde sarmaşık yaprağı kulplu kandili taşımaktadır. Bulunan fenerin zincirleri kısmen kayıptır ve etrafını çevreleyen saydam levhalar yokolmuştur. Bu levhalar o dönemde ısıya ve neme dayanıklı sığır boynuzlarından yapılmakta idi.
Gümüş kadehler
Mezarda 4 kantharos (kadeh), 1 kalathos (kupa), ve bu sınıfa sokulabilecek bir simpulum(kepçe benzeri kap) ve bir maşrapa bulunmuştur. Bunların hepsi gümüşten yapılmıştır. Lahdin dışında bulunan tek gümüş eser maşrapadır. Yani özel eşyalarından biri değil getirilmiş bir hediyedir. Simpulum şarabı getirildiği kaptan alıp kadehlere boşaltmaya yarar. Kantharoslar o dönemde şarap kadehi olarak kullanılmıştır. 4 adet kantharos bir servis takımı oluşturur. Bu da antik çağın servis adetleri hakkında bilgi veren bir belgedir. Kantharosların ortak özellikleri derin ve açık formdaki çanak, ince ayak ve kulpları içerir. Kulpları saymazsak bugünkü şarap kadehleriyle şekil olarak aynıdır.Vize kantharoslarının dördünde de bulunan balıkçıl bezemelerinin hellenistik bir motif olduğu görüşü hakimdir. Bu tür eserlerin en önemli üretim merkezinin marmara kıyısındaki Kyzikos olduğu düşünülmektedir. Buna rağmen Vize kantharoslarının bazı özellikeri bunları İtalya'ya bağlamaktadır. Bunların kalathos ile aynı merkezde üretilip mezarın sahibinin Roma sarayı ile özel ilişkileri sonucunda bu kadehlere İtalya üzerinden sahip olduğu düşünülmektedir.
Kantharos I: Birinci yanında karşılıklı iki balıkçıl tasviri; soldaki başını arkaya doğru çevirmiş, gagası ile kanat arasında uzanmaktadır. Sağdaki ise ileriye doğru uzattığı gagasında küçük bir yılan tutmaktadır. Diğer yanda ise yine karşılıklı iki balıkçık tasviri vardır; Soldaki gagasını yere doğru, ayağı yanına uzatmıştır. Sağdaki ise ileriye doğru uzattığı gagasında kanatlı bir böcek, belki bir su sineği tutmaktadır. Kuşların durduğu yer çentik çizgilerle işaret edilmiştir. Kulp üstte ikiye ayrılarak ördekbaşı şeklinde ağız kenarlarına yerleşir. aşağıda ise yedi dilimli bir palmet ile kadehe lehimlenmiştir.
Kantharos II: Birinci yanı öncekiyle aynıdır. Sadece sağdaki balıkçık ağzında su sineği tutmaktadır. İkinci yanı ise tamamen aynıdır. Kulbu da birincisi ile tamamen aynıdır.
Kantharos III: Birinci yanda karşılıklı iki balıkçıl tasviri vardır. Birinin yakaladığı suyılanını diğeri gagasıyla çekmektedir. Diğer yanda da iki balıkçıl tasviri vardır. Soldakinin başının bulunduğu üst parça kaybolmuş sağdaki ise aşağıya doğru uzattığı gagasında bir suyılanı tutar. Kulbu diğerleriyle aynıdır.
Kantharos IV: Diğerleri ile aynı özelliklere sahip olan kantharos'un durumu diğerlerine göre daha kötüdür. Ayağı kayıptır. birinci yüzeydeki kabartmalar tamamen, diğer yüzeyin sağ üst kısmı kaybolmuştur.
Kalathos : Araştırmacılar tarafından İmparator Augustus dönemine tarihlenen Vize Kalathosu silindir biçiminde bir kupadır. Yüksekliği 10,5cm. ağız çapı 12,3cm. dir. Figürlü bir kulpa sahiptir. Kulpun karşısında 7,7 cm. boyunda bir Satyr figürü vardır. Sağa doğru ilerlemekte, öne doğru uzattığı elinde bir kantharos tutmaktadır. Arkada sol koluna attığı bir panter postu ve sol eli diagonal olarak uzanan bir thyrsos taşımaktadır. Baş ve bacaklar yandan gövde arkadan tasvir edilmiştir, parmak uclarının bartığı yer işaretlenmiştir. İki yan yüzeyde noktalama çizgileriyle işaretlenmiş kaideler üzerinde şu tasvirler yer alır:
Birinci yan: Kulp sağda kalmak üzere; bu yanda biri çift olmak üzere yükseklikler 1-1,5 cm. arasında değişen sekiz baş tasviri ve çeşitli dionisyak eşya vardır. Bunlar kulp tarafından başlamak üzere üç sıra halinde şu şekilde sıralanmışlardır: 1-Cista mtstica (kapağin üstünde thrsos ve meşale, sepetin içinden yılanbaşı uzanıyor)2-Menad Başı (Aşağı doğru bir çift tympanon asılmış)3-Sakallı Satyr (başın arkasında syrinks ve kurdele bağlanmış thyrsos)4-Menad başı (solda kurdele bağlanmış thyrsos), 5-Cista Mistica (kapağın arkasında meşale) 6-Solda genç Satyr sağda Menad başı olmak izere bir çift baş(Satyr profilinin yanında syrinks ve thyrsos). 7- Yaşlı Satyr başı (üstte kozalaklı fıstık ağacı) 8-Pan başı 9-Menad başı (No 4 tekine benzer başın arkasında yatay konmuş bir krater)
İkinci yan: Kulp solda kalmak üzere; bu yanda da biri çift olmak üzere sekiz baş tasviri ve çeşitli dionisyak eşya tasviri vardır. Bunlar kulp tarafından başlamak üzere şu şekilde sıralanmışlardır : 10-Sapına kurdele bağlanmış bir thyrsos 11-Menad başı (4 tekine benzer, solda bir tympanonun yuvarlağı, sağda bir şarap tulumu) 12-Menad başı (sol yandan gösterilmiş)13-Menad başı (12 dekine benzer, önde bir tympanonun yarısı) 14-Cista Mistica (sağında kurdele bağlanmış thyrsos) 15-Solda genç Satyr sağda Menad başı (Menadın arkasında typanonun yuvarlağı, Satyr'in üzerinde thyrsos)16-Genç Satyr başı (önde üzerine asma sarılmış şarap tulumu) 17-Dionysos başı 18-Satyr başı (sol yandan, sakallı ve sivri kulağı görünüyor. Önde syrinks, üzerinde thyrsos)
5,6 cm. yüksekliğinde bir Eros figürü kulpun esasını oluşturur. Arkaya doğru açık kanatları ile ağız kenarının hemen altına bağlanmıştır. Ayakların altına ise kenarları küçük dilimli, belki stilize bir çiçek, figüre kaide meydana getirmektedir. Eros göğsü üzerinde, iki yanda kanatlarından tuttuğu bir güvercini bastırmaktadır. Taban yüzeyinde üç tane yuvarlak izi olmasına rağmen ayaklar bulunamamıştır.
Altın Özel Eşyalar
Deri bir şeride dizilmiş defne yaprağı şeklinde altın yapraklardan oluşan çelenk, dörtgen dizilerden oluşan geometrik bezemeli bir levha aplik ve iki adet yüzük mezarda bulunan altın eşyalardır. Yüzüklerden birinde vişne rengi bir taş ve taşın üzerinde yüksek ayaklı ve tek kulplu bir vazonun yanında bir balıkçıl, diğer yandan uçan bir kelebeğe bakan tilki yada köpek tasviri vardır. Diğer yüzükte turuncu renkli bir akik taşının üzerinde sağ tarafa doğru oturan Athena tasviri vardır. Sağda mızrak tutar, solda ise kalkana dayanmaktadır. Hilton giymiş olup başında sorguçlu miğferi vardır.
Bronz kaplar
Vize A tümülüsünden çıkan diğer eserler gibi bronz eserler de dünyada bilinen diğer örnekleri arasında önemli yer tutan, kendilerine has özellikeri olan eserlerdir. Çoğunda İtalya etkisi görülür.
B TÜMÜLÜSÜ :
1938 yılında A.M. Mansel tarafından açılmış ve envanteri tam olarak saptanmıştır. Tümülüs 30 metre çapında ve 4 metre yüksekliğinde yayvan bir tepedir. Tümülüste iki mezar vardır. Doğu-batı yöneltisinde basit birer çukur olan mezarların üzeri balıksırtı şeklinde kalın ve kenarlı tuğlalarla örülmüştür. Ölüler yakılmış, küller ve mezar hediyeleri çukurun içine konmuştur. Kadın ve çocuğa ait olduğu anlaşılan bu tümülüsten çıkan bronz eserler M.S. 1. yüzyıldan sonraya tarihlenir.
Tümülüste bulunan eserler:
Altın : 1 çelenk, 1 küpe, 2 yüzük, 2 bilezik, 1 kolye
Bronz : 1 lenger'in kulpları, 1 patera, 1 oinokhoe, 1 kandil, 1 kandelabrum.
Cam : Uzun boyunlu silindir gövdeli bir şişe ve kırık cam parçaları
Keramik : 1 Balsamaria ve kırıkları, toprak heykelcik parçacıkları, iki çocuk hetkelciği (belki çocuğun oyuncakları)
Çelengin yapyakları meşe yaprağı şeklindedir. Yüzüklerden biri beyaz bir cam taşa sahiptir ve üzerine Artemis resmedilmiştir. Diğer yüzüğün taşı bugün yoktur. küpenin üzerinde olması gereken taş ve boncuklar da kaybolmuştur. Bilezikler birbirinin aynıdır. bileği kavrayan 2 cm. genişliğinde bir band ve bunun iki ucu arasına yerleştirilmiş oval bir taş yuvası vardır. İkisinin de taşları kayıptır. Çok yönlü bir zincir ile ucunda ortasında rozet olan bir kolye vardır.
C TÜMÜLÜSÜ :
A Tümülüsünün yanındaki 50 m. çapında 2,5 metre yüksekliğindeki tepedir. Rhoimetalkes III'e ait olması lazım gelen bir atın külünü bulundurmaktadır.
D TÜMÜLÜSÜ :
Yapılan kazı sonunda hiçbir mezara rastlanılmamıştır.
E TÜMÜLÜSÜ :
Vize'nin 6 km. güneyinde 1939 yılında A.M.Mansel tarafından açılmıştır. 65 m. çapında 18 m. yüksekliğinde büyük bir tümülüstür. Mezarda bulunanlar M.S. 1. yüzyılın ortalarına tarihlenmektedir.
Tümülüste bulunan eserler :
Altın : Çelenk, oval bir camı kaplayan levha
Bronz : Amphora, kandelabrum ayağı, kilit kolu
Demir : Miğfer yanaklığı, Silah kalıntıları
Cam : Çeşitli cam kaplara ait kırıklar
Keramik : Üç tane kandil, çeşitli kap kırıkları
Çelengin yaprakları meşe yaprağı olarak biçimlendirilmiştir. Vize E amphorası 51 cm.lik yüksekliği ile bu tip amphoralar arasında bilinenlerin en büyüğüdür.
F TÜMÜLÜSÜ :
E tümülüsünün yanındadır. Bu tümülüste de bir at mezarı bulunmuştur. Atın başı yoktur.
G TÜMÜLÜSÜ :
İçinde mezara rastlanmamıştır fakat yaygın bir kül tabakası vardır. [/sakla]
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: asanusta Date: 06 December 2006, 23:58:11
[sakla]Din adamları,
Devlet kurumları ve adamları,
Savaş gömüleri,
Şahıs gömüleri (eşkıyalarda dahil).
Ölü gömüleri,
Kabile gömüleri.
NİÇİN GÖMER? : Bu günkü iktisadi kurumların güvenlik seviyelerine bakınca olay daha da netlik kazanmaktadır. Paranın, servetin dostu kadarda düşmanı vardır. Bu olay dünde böyleydi, bugünde böyledir yarında böyle olacaktır. Ancak zamanın teknolojik gelişmelerine göre bir koruma ve güvenlik sistemi farklılık oluşturur.
Gömmenin birinci nedeni güvenlik unsurudur,.sık sık yapılan devlet savaşları, kabile savaşları soygun yada eşkıya saldırılarına karşı değerli eşyalarını kaybetme korkusudur. İkinci unsuru ise inançları gereği ve ölü ile birlikte yapılan gömülerdir. İnsanların dünya hayatında yaşadıkları süre içinde edindikleri değerli eşyaların ahirte kullanacakları ,faydalanacakları inancı yatmaktadır.
NASIL GÖMER?: Bu soruya en güzel cevabı kendimizde aramalıyız. Coğrafyayı gözlerimizle süzerken "ben olsaydım, şuraya, şu şekilde gömü yapardım" şeklindeki cevabınızdır. Unutmayalım ki gömen insan bulmaya çalışan insan kadar zeki ve akıllıdır. Gömü gizli ve başkalarının ulaşması zor bir yer zor bir düzenek şeklinde, ancak gömenin geri gelip alması için çok basit çok kolay ve az bir zaman harcanıp alınacak şekilde. doğal ve tabi afetler gibi,.Gömüyü yıllar sonra bulabilmek için bırakılan işaret düzeneğinin yapıldığı kaya cinsi tabi olaylara dayanma gücü, yer ve yönün bir başka insan tarafından değiştirme imkanı olmayan büyüklükte v.s gibi unsurla önemle dikkate alınmalıdır. Başka insanları yanıltışı işaret figüranlar yapılır, bu işlemler toprak katmanlarından olduğu gibi asil işaretin bulunduğu kayanın üstüne de yanıltıcı işaretlerde konulabilir.
GÖMÜYÜ GERİ ALMAK İÇİN NASIL BİR YOL İZLENMİŞTİR?: Öncelikle gömülen gömünün doğal afetlerde korunaklı bir alan içinde ve insan tahribatına dayanaklı olması gerekir. gömülen değerli şeylerin yağmur ne rutubet gibi unsurlardan korunması gerekir.
Biz bahçemize bir boş küp gömelim ve yağmur yağmasını bekleyelim, yağmur kazılmış toprak izlerini yok ettikten sonra küpümüzü armaya çalışalım? nasıl kolay bulabilecek miyiz? Birde olayı aylar ve yıllar gibi bir zaman yayarsak neredeyse imkansızlaşır.
Gömen sonuçta bir insandır, günler aylar yıllar yada yıllar sonra kendi neslinde, ırkında ,dininde birinin almasını kolaylaştırıcı bir düzenek söz konusudur. bu düzenek rahat bulunacak, rahat çözülecek ve kısa bir zaman içinde gömü alınacak şekilde olması gerekmektedir. Bulmasını istemediğimiz insanlara karşıda zor hileli bir takım düzenekler olmalıdır.
Size burada önemli bir bilgi vereyim ; kazı yaparken, belli bir seviyede sonra kırılmış küp yada kemik parçaları görürseniz sakın burada gömü alınmış deyip terk etmeyin bu bir tür caydırma düzeneğidir, kazmaya devam ediniz.
KOLAY PARA KAZANMAK
Definecilik kolay para kazanmak veya kısa yoldan zengin olmak için zor bir yoldur unutmayın bu uğurda nice servetler kaybedilmiştir siz siz olun kesinlikle emin olmadan bu işe bulaşmayın bunu da belirtmeden geçmek istemedim.
İŞARETLER NASIL YAPILDI ?
Girit Kültürü ile başlayan ve Bizanssın yıkılışı ile son bulan, sert çisimler muhtelif semboller, heykeller yazı yazan EPİGRAFİ denilen bir bilim dalı vardı.
Osmanlı'da bu bilim dalı NAKKAŞÇILIK, askeri birimler içinde LAĞIMCILAR şeklinde gelişerek devam etti.Osmanlı tarihi eserlerden görülen eşsiz güzellikte ki taş yontmalar şekkiler yazılar desenler Nakkaşçılıkla uğraşan ustaların zanaatıdır.Savaşlarda lağımcılar kullanılırdı, Lağımcılar kale yakınlarından tüneller açarak savaşan askerlerin gizlice kale içine girmesini sağlarlardı.
Sert cisimlerle uğraşanlar çırak, kalfa ve usta şeklinde bir eğitim alırlardı.
Dünya coğrafyasında bir çok çeşitli, yapıya sahip kaya mevcuttur. Her kaya yapısı işlemeye elverişli değildir.Hangi kayanın daha kolay, nasıl işleneceği konusunda pratikten eğitim verilirdi. Çünkü yapılacak olan eser yıllarca yaşayacak kadar sağlam olacaktır. Eğitim alan insan kayanın yapısından iyi anlar. Eğitimsiz sırada insan bu tür işleri yapamayacağı açık olarak görülmektedir.
Günümüze ulaşan lahit, kaya mezarları,sütün başlıkları heykeller ve sair eserlerin hepsi EPİGRAFİ bilim dalında yetişen insanlara aittir.
Definecilerin, işaret dedikleri muhtelif sembollerde epigrafi ustalarına ait bir düzeneklerdir. Epigrafi de çırak, kalfa ve usta şeklinde yapılan eğitim düzeni bir standardı da beraberinden getirmiştir.
Define ile ilgili şifreleme düzeneği yapılacağı, coğrafya koşulları, kayanın sağlamlığı doğa olaylarına (deprem,su,sel,don,kar güneş,rüzgar... gibi) dayanıklı olanları seçilmek zorundadır.
Bu tür seçenekler bize gömünün, coğrafyanın hangi bölgesine, o alanda bulunan hangi cins kayaya yapılacağına dair ip uçları vermektedir. Su ve sel olabilecek yerlere, yerinde kolay kaldırılabilen kayalara, ekim dikime elverişli alanlar gömü gömmeye uygun alanlar değildir
Unutmayınız ki defineler için şifreleme düzenekleri yapılması için nasıl bir ustaya ihtiyaç varsa. Ayni şekilde bu işaretlerin çözümü içinde belli bir seviyede eğitime ihtiyaç vardır.Yapılan iş ne kadar bilimsel ise çözümü de bir o kadar bilimsel olmak zorundadır. Bu itibarla definecilikle uğraşan insanlar tüm çalışmalarını bilimsel kaynağa dayandırmak zorundadır.
Ahit Sandığı
Öylesine gizem dolu bir sandıktır ki bu “Ahit Sandığı”. Günümüze dek hiç kimse bu sandığın nasıl bir sandık olduğunu dahi anlayamamış, anladığını sananlar da Ahit Sandığı ile uzaktan, yakından hiçbir ilgisi olmayan şeyleri yazarak milletin aklını karıştırmaktan başka bir şey yapamamışlardır.. Oysa “Eski Ahit”te Hz.Musa’nın “Ahit Sandığı” hakkında birçok bilgi açık seçik bir biçimde verilmiştir. Örneğin:
Allah’ın kendi parmaklarıyla yazmış olduğu iki taş levhanın Ahit şahadeti olarak Hz. Musa’ya Sina dağında verilmiş olduğu anlatılmaktadır: “Ve Sina dağında, Musa ile söyleşmeği bitirince, şahadetin iki levhasını, Allahın parmağı ile yazılmış taş levhaları ona verdi.” (Kitabı Mukaddes. Çıkış. Bap. 31)
İsrail oğulları Mısırdan çıktıkları zaman, RABBİN onlarla ahdettiği Horeb dağında, sandığın içine Musa'nın koymuş olduğu iki levhadan başka içinde bir şey yoktu.” (Kitabı Mukaddes /Tarihler II. Bap5)
Ayetlerin birinde taş tabletlerin Sina dağında Hz. Musa’ya verildiği, diğerinde bu taş tabletlerin Horeb dağında sandığa konmuş olduğu bildirilmekte, böylece Hz. Musa’nın bebekken içine konduğu sandığın aynı zamanda Ahit Sandığı olduğu anlatılmaktadır (ayetlerde adı geçen Sina dağının yüzlerce adı vardır, Horeb dağı bunlardan biridir). Daha sonra bu sandığın Hz. Davud tarafından taşındığı ve Hz. Süleyman tarafından yerine konduğu yine eski Ahit’te şöyle anlatılmaktadır.
“Ve Davud kalktı, ve isimle, kerubiler üzerinde oturan ordular RABBİNİN ismiyle çağrılan Allahın sandığını Baale-yahudadan çıkarmak için, yanındaki bütün kavmla oraya gitti. Ve Allahın sandığını yeni bir arabaya koydular, ve onu tepede olan Abinadabın evinden kaldırdılar; ve Abinadabın oğulları Uzza ve Ahyo yeni arabayı sürüyorlardı. Ve Allahın sandığı ile beraber onu tepede olan Abinadabın evinden kaldırdılar; ve Ahyo sandığın önünde yürüyordu. Ve Davudla bütün İsrail evi, servi ağacından her çeşit çalgılarla, ve cenklerle ve santurlarla, ve tefler, ve çıngıraklar ve zillerle Rabbin önünde oynuyorlardı.
Ve Nakonun harman yerine geldiler, ve Uzza Allahın sandığına elini uzatıp tuttu; çünkü öküzler tökezlemişlerdi. Ve Uzzaya karşı RABBİN öfkesi alevlendi; ve düşüncesizliği yüzünden Allah onu orada vurdu; ve orada Allahın sandığı yanında öldü. Ve Davud öfkelendi, çünkü RAB Uzzayı vurmuştu; ve bugüne kadar o yere Perest-Uzza denilir.” (Kitabı Mukaddes / Samuel II. Bap.6)
“Ahit Sandığı”na dokunduğu için ölen “Uzza” kimdir veya nedir?
Turan Dursun’a göre: Uzza adlı put, Puta taparların kendilerini Allah’a yaklaştırması için aracı olarak kullandıkları yüce turnalardan biridir, bir tanrıçadır.
Turan Dursun, “Din Bu I.” adlı kitabında, Uzza’yı tarif ederken (tam açıklayamamasına rağmen), onun hem bir put, hem bir tanrıça, hem de yüce bir turna görümüne sahip devingen bir simge olduğuna parmak basmıştır. T.Dursun’un bu tezi, hem kutsal dağdaki görüntülere, hem anlatılanlara uymaktadır. Uzza’nın Ahit Sandığına dokunarak ölmesi (taş olması), sonra cesedine (taşa) delik açılması (bu delik daha önceleri vardı), delik açıldıktan sonra da Uzza adının Perest-Uzza’ya (Uzza gediği) dönüştürülmesi ile anlatılmak istenen “Put Uzza” adlı semboldür.
Zaten doğaya işlenmiş dağ büyüklüğündeki bir sandığı tutmağa çalışacak birinin de, doğaya resmedilmiş bir simgeden başka bir şey olamayacağı da ortadadır. Bana göre bütün bunlarla anlatılmak istenen, Uzza’nın devingen resimlerle donatılmış taştan bir put olduğu ve bu put’ta bir delik bulunduğudur. Bu ayetin tek açıklaması budur, Eğer söz konusu ayetin başka bir açıklaması olsaydı tarih tekerrür etmezdi.
Çünkü, Uzza adı Perest-Uzza’ya dönüştürülmeseydi, yani Uzza put’unda bir delik olduğu belirtilmeseydi, Uzza’nın yerini alacak olan kişinin simgesi tam olarak tarif edilemeyecek, Uzza'dan sonra gelecek Tanrı elçisinin kim olduğu bilinemeyecekti. Put Uzza’dan sonra tarihin bir kez daha tekerrür ettirildiğini göz önünde bulunduracak olursak, Uzza’nın yerine gelenin Hz.İsa olduğunu görürüz.
Bilindiği gibi, Hz.İsa, bir put üzerinde çarmıha gerilmiş, Romalı bir askerin fırlattığı mızrakla böğrü delinmişti. Yani Hz. İsa’nın simgesi de delik bir put’tur ve Uzza gibi o da Allah ile insan arasında aracı (elçi) görevi üstlenmiştir. Bu simge Yuhanna İncil’inde şöyle anlatılmaktadır:
“Askerlerden biri onun (İsa’nın) böğrünü mızrakla deldi; hemen kan ve su çıktı. Gören şahadet etti ve onun şahadeti doğrudur; ve iman edesiniz diye kendisi doğruyu söylediğini bilir. Çünkü bu şeyler: “Onun hiç bir kemiği kırılmayacak,” yazısı yerine gelsin diye vaki oldu.”
“Bedenini deldikleri adama bakacaklardır,” der. (Yuhanna İncil’i. Bap 19/34,-37)
“O gün, haftanın ilk günü, akşam olunca, Yahudilerin korkusundan şakirtlerin bulundukları yerin kapıları kapalı iken, İsa geldi, ve ortada durup onlara: Size selamet! Dedi. Bunu söyleyip onlara ellerini ve böğrünü gösterdi.”
“Fakat on ikilerden biri olup Didimos denilen Thomas, İsa geldiği vakit onlarla beraber değildi. İmdi öbür şakirtler ona: Rabbi gördük, dediler. Fakat o onlara dedi: Eğer ben ellerindeki çivi yerlerini görmezsem ve çivilerin yerlerine parmağımı koymazsam, böğrüne de elimi koymazsam (onun İsa olduğuna) inanmam.”
“Sekiz gün sonra, şakirtleri yine içerde idiler, Thomas da onlarla beraber idi. Kapılar kapalı iken, İsa gelip ortada durdu, ve: Size selamet! dedi. Ondan sonra Thomasa dedi: Parmağını buraya getir, ve ellerime bak; elini de getir, böğrüme koy; ve imansız olma, ancak imanlı ol. Thomas cevap verip ona: Rabbim, ve Allahım! Dedi. İsa ona dedi: Beni gördüğün için iman ettin; görmeden iman edenlere ne mutlu!
İmdi İsa, şakirtleri önünde başka birçok alametler yaptı, ki, bu kitapta yazılmamıştır.” (Yuhanna İncil’i. Bap 20)
Bilindiği gibi Hz.İsa çarmıha (haç’a) gerildiği zaman kolları iki yana açılarak çivilenmiş, Roma’lı askerlerden biri de mızrakla Hz.İsa’nın böğrünü delmişti. Bunları bilen şüpheci Thomas, ancak yukarıda sözünü ettiği niteliklere sahip olan bir sembolün Hz.İsa olacağını söylemiştir.
Thomas’ın İsa’yı gördüğü zaman, “Rabbim ve Allah’ım” diye hitap etmesi, Allah ile İsa’yı “Baba-oğul” (Tanrı-İsa, Davud-Süleyman, Zeus-Apollon gibi), olarak gördüğü anlamına gelmektedir (Thomas’la ilgili bölümlerdeki sırlar çözüldüğünde, Thomas’a neden şüpheci lakabı verilmiş olduğu da ortaya çıkmaktadır).
Şüpheci Thomas’ın bu sözleri ile Hz.İsa’nın orijinal sembolünün delik bir put olduğunu ortaya koymakta, Kuran’da Thomas’ın bu açıklamasını doğrulamaktadır.
Kuran, Hz.İsa’nın kesinlikle çarmıha gerilmediğini, onlara öyle gösterilmiş olduğunu bildirmektedir. Söz konusu sembol Hz.İsa’dan çok önce de vardı, şimdi de var. Tevrat - İncil ve Kuran’da anlatılanlar birleştirilip Kutsal dağdaki sembolle karşılaştırıldığında: Hz.İsa’nın haça gerilme olayının bu sembol üzerine düzenlendiği, aynı sembolün başkaları tarafından da kullanılmış olduğu ortaya çıkmaktadır.
Not: Ben İsa’yım diyenlerin İsa olduğunu kanıtlayabilmeleri için en azından ellerinde çivi, böğründe mızrak olan bir prototipi göstermeleri ve bazı sırları çözmeleri gerekir. Bunları yapamayan kişi asla İsa olamaz. [/sakla]
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: agnostik Date: 14 December 2006, 14:55:42
TŞK
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: mirralay Date: 04 February 2007, 18:03:58
bu resmi görmeliyim
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: alex_de_souza Date: 05 February 2007, 00:23:39
way be çok acayip
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: barkin Date: 06 February 2007, 11:12:31
cok değişik
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: alex_de_souza Date: 06 February 2007, 13:31:53
doğru
Ynt: mısırda bulunan duvar resimleri By: 25465500 Date: 12 February 2007, 12:04:55
tşk